Kayıt Ol || Şifremi Unuttum



Bir paladinin doğuşu

Telif hakkı:
Tarih: 2009-07-21 11:17
Yorum:
Oy:
Uranka, Trinsicte doğmuştu. Paladinlerin şehrinde. Trinsicte doğan her erkek çocuğunun bir hayali vardı; Paladin olmak. Beş kavram oynardı çocuklarının içinde. Beş erdem. Aynı şimdi ki Paladinlerin hayat görüşü olduğu gibi. Onur, adalet, dürüstlük, ruhsallık ve kahramanlık. Ve Urankada içinde bunları bir çocukluk edasıyla benimsemiş, kendi küçük yeminini etmişti.

Ve gök siyah olup, toprak ayak sesleriyle sallandığında, Uranka Trinsicten koparılmıştı, ailesinden koparılmıştı, küçücük hayatı karanlık içinde kalmıştı, diğer çocuklarla beraber.


O gün Trinsic binlerce Orc tarafından saldırıya uğramış, hazırlıksız gelen savaşa şehrin kapıları fazla dayanamamıştı...

Kurtarılabilen çocuklarla şehrin dışına kaçırılırken, küçük gözlerde yıkımın görüntüsü korkuyla parlıyordu, şehrin ateşe verilmesi çocukların gözlerinde büyüdü, büyüdü ve sonunda kızıl yaşlara dönüşüp boşaldı. İlk gerçek acı o zaman gelmişti Uranka ve diğer kurtulan çocuklar için; aileleri artık yoktu.


Kurtulabilenler gemilerle denize açılmış ve Serpent Holdda demir atmışlardı. Urankanın yeni evi burasıydı, Trinsicin küçük bir görünümünü andıran Serpent Hold. Burada fazla yabancılık çekilmedi çünkü hem şehir Trinsice oldukça benziyordu hem de burası savaşçılar için genel bir alıştırma alanı olduğundan Paladin olmaya gönüllü gençlere rastlanıyordu.
Geçen süre içerisinde Britainden gelen yardım ile Trinsic Orclardan temizlenmiş ve yıkık Paladinler şehri tekrar kurulmaya başlamıştı.


Uranka bu zaman diliminde tanımıştı eğitmeniyle. Armand isimli Paladin üstadı iri yapılıydı ve çocukları oldukça ürkütmüştü. Saçları beyazlamıştı ama yüzü hala oldukça yakışıklıydı. Potansiyeli olan çocuklar seçilmişti ve Paladinlik yolunda onları Arman eğitecekti. Uranka 15 yaşındaydı ve Paladin olmak için herşeyi yapmaya hazırdı, böylece yeni Trinsice gururla girebilir ve Minaxın takipçilerinden ailesinin intikamını alabilirdi. Aklında bu kavramlar vardı ve üç sene boyunca Armand ile ölesiye çalıştı, artık sonralara doğru ustasının en iyi öğrencilerinden olmuştu.

Ayrılık vakti geldiğinde Uranka 19 yaşındaydı ve çok istediği bir şeye kavuşmak üzereydi; henüz bir Paladin olmasa da bir savaşçı olarak dönüyordu Trinsice. İçinde bir burukluk vardı ve gemiye bindiğinde ne olduğunu çok iyi anlıyordu. Armanddan ayrılıyordu, ustasını gerçekten çok seviyordu. Gemi Trinsice doğru yol alırken Sosariaya karanlık çökmüştü ve soğuk hava nedeniyle güvertede pek insan yoktu. O an geminin kıç tarafında buldu Uranka ustasını. Beraber dönüyorlardı Trinsice.

Trinsicte geçen günlerde Uranka savaş sanatında yeni şeyler öğrendi ve yeni arkadaşlar edindi. Ama Tanrılar gülerken, Trinsic ve oradaki yaşamını sürdüren insanlara talih ikinci yıkıcı gülüşünü yapıyordu. Tekrardan, ama son bir kez.

Ateşler gökten amansızca yağıyor, yer yer Trincis caddelerinde büyük yarıklar oluşuyor, insanlar çığlık çığlığa içeri gömülürken, ruhlar isyan eder gibi bedenlerini dışarı fışkırtıyorlardı.

Yürüyen ölüler Paladinler Şehrini basmış, yüzlerce büyü ile surları deviriyorlar, şehrin caddelerinde toprağı yarıp diriliyorlardı.
Büyü denen sanat,küçümsenemezdi ve kötü amaçlar için kullanıldığında yıkımın gelmesi hiçten bile değildi. Onlarca Lich ve iskelet büyücüleri surlara büyüler yağdırıyor, büyük ateş topları duvarları paramparça ederken gökten çağırılan yıldırımlar mazgallardaki insanları küle çeviriyordu. Direniş kırılmıştı, Trinsic bir kez daha düşüyordu.

Önce en yakın arkadaşını kaybetti Uranka. Dev bir iskelet tarafından deşilmişti, ama onun da huzursuz uykusuna tekrar geri dönmesi uzun sürmedi. Neredeyse bütün iskeletleri öldürmüşlerdi ama Lichler çok daha zordu.
Öyle bir an geldi ki Uranka ustası Armand ile birlikte sırt sırta dövüştü, direndiler. Fakat kara büyü, uğursuz bir acı gibi içlerini kemirdi, beyinlerini sulandırdı ve artık zırhları da korkunç büyüleri savuşturamıyordu.

Tiz bir çığlık ölüleri bile korkuttu, sonra gökyüzü altında biri vardı ki, kılıcı en parlak, en kudretli olan onunkiydi bir süre için. Kılıç parladı, isabet ettiği Lichin kafası yerdeydi. Sonra gökten yağan yıldırımlara bir cevap, bir kızgınlık gibi tekrar parladı. Bu sefer karşısında ki Lichin uğursuz gövdesi ikiye ayrılmıştı, belinden yukarısı şiddetle savrulmuştu. Sonra, tiz çığlık sesi tekrar duyuldu, intikam ateşiyle tutuşmuştu ses, ve savrulan kılıçta öyleydi. Kılıç karşı savaşçı Lichin kılıcına takıldı. Ama tiz çığlık yine çıkmıştı. Lichin kılıcı dayanamayıp parçalanırken parlayan kılıç yürüyen ölünün kara kalbini deşmişti. Parlayan kılıçta şangırdayarak düştü. Ardından göz yaşı. Armandın düştüğü yer onun kanıyla bulanmıştı, göz yaşları kan birikintisine düştükçe, ışıl ışıl parlayan gökyüzü altında, ustanın kanı dalgalandı.

Son sözleri Paladin Uranka idi.
O akşam o savaştan sağ çıkan pek az genç oldu. Ama Trinsic düşmemişti. Şehir kan ağlıyordu, ama kurtarılmıştı. Uranka geçmişi düşündü. Orcların saldırdığı günü. Sonra omuzlarını silkti. Çocukların kaçması gerekmemişti bu sefer. Kurtulmuşlardı. Hem, şimdi töreni düşünmeliydi.
O ve diğerleri artık birer Paladindiler.

Paladin Uranka

(Alıntı : http://www.oynasana.com)
(Resimlendime : Tcpip)

Paylaş
1.   Gönderen ShR   2011-11-14 15:28  

Resimleri yenileseniz daha iyi olurdu.

Sayfa açılma süresi 0.084 sn.